Παρασκευή, 30 Νοεμβρίου 2012

Türkiye'de Ortodoks Ayini



Sümela mucizesi

Türkiye'de hükümetin Ortodoks Patrikliği'ne Trabzon'daki Sümela Manastırı'nda ayin izni vermek konusundaki kararı, Ankara'nın ülkedeki dinsel azınlıkların haklarını daha da geliştirip güçlendirmek niyetinde olduğuna işaret ediyor. Iason Athanasiadis 'in haberi.

Rus rahip, foto Iason Athanasiadis
Sümela'Daki Rus Ortodoks rahip, Patrik Bartholomeos ile birlikte ayinlerin yeniden hayata geçirilmesi için büyük çaba sarfetti.
Ekümenik Patrik Bartholomeos'un neredeyse 90 yıldır bir sessizlik içinde bekleyen mekâna taş merdivenlerden inerken "Axios! Axios" (“Yücelerin yücesi! Yücelerin yücesi!”) nidaları amfi tiyatro şeklindeki manastırda yankılanıyordu. 

İki saat sonra, Türkiye’nin farklı noktalarında bulunan Rum Ortodoks inancının en duygu yüklü mekanlarından biri olan Sümela Manastırı’nda düzenlenen bu ilk Rum Ortodoks ayini sona erdi. Papazların son ilahileri bu büyülü ortamda titreşirken ayine katılan ve manastırın avlusunu dolduran 500 kişinin çoğu, siyasetçiler ve din adamları birbirlerinin gözerlinin içine dikkatle bakıyorlardı. Gerçekleşen bu olağan üstü olayı hafızlarına kazımak için. 

Gizli dualar 

Çok çetin bir etnik çatışmanın sonucunda ortaya çıkan bu sessizliğin üstesinden nihayet gelindi. Yüzyıl önce gerçekleşen ve bölgedeki Pontus Rumları’nın mübadele sonucu yerlerinden uzaklaştırılmaları sonucu oluşan bu sessizlik artık yok. 

Selanik’ten gelen müzisyen Thanassis Stelidis “Atalarımızın ruhları artık rahat,” diyordu. Stelidis, kemençe adıyla da bilinen üç telli enstrümanı lyra’yla verdiği solo konser ayine katılanları derin bir sessizliğe gömdü. Bu dinleti iki saatlik ayinin en duygusal bölümüydü. "Bütün bu geçen yıllar boyunca buraya gizlice gelip atalarımızın anısına gizlice mumlar yaktık. Lyra çalmamız yasaktı. Dualarımızı ettikten sonra Türk yetkililere yakalanmamak için haçlarımızı gizliyorduk." 

Foto I. Athanisiadis
Tarihi anlar: Yunan azınlık 80 yılı aşkın bir zamandır Sümela Manastırı'nda yeniden ayin yapmayı bekliyordu...
Stelidis açık yüreklilikle, “Bugün artık nihayet bunları herkesin gözleri önünde yapabiliyoruz,” dedi. Hiç şaşırtıcı olmayan bir şekilde, bu tek seferlik ayin Türkiye’nin Batı yanlısı ve seküler Kemalist sol siyasetçileri sayesinde değil, İslamcı AK Parti’den bir siyasetçi sayesinde mümkün olabildi. Bu olayı fırsat bilen gazeteler son dönemlerde Türk siyasi hayatında etkili olmaya başlayan neo-Osmanlıcılık fikrinden yola çıkarak yaratıcı başlıklar atmaktan geri kalmadı. Türkiye’nin tabloid gazetelerinden biri olan Posta Gazetesi’nin manşetinde şu ifadeler yer alıyordu: "Dokuz sultan için dua". Bu başlık Patriğin konuşmasında, manastırın Osmanlı efendilerinden söz etmesine gönderme yapıyordu. 

Rum – Türk mübadelesi 

Sümela Manastırı Karadeniz’den 1000 metre yükseklikte çıkılması zor dik bir kayalığa nefes kesici bir şekilde inşa edilmiş bir yapı ve Pontus Rumları açısından çok önemli bir anlamı, duygusal bir önemi var. Ayine katılan hacılardan biri “Bizim için, Sümela Manastırı patrida anlamına geliyor” diyor. Patrida, Rumca vatan ya da yuva anlamında kullanılıyor. 

Manastır, Anadolu (Asya Minör) Yunan işgalinin başarısızlığa uğradığı kanaatine varıldığında terk edilmiş. 1923 yılında yarım milyon kadar Pontus Rumu, Türk – Rum mübadele anlaşması gereğince yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda kaldılar. Bölgeyi kana bulayan kanlı gerilla savaşı nedeniyle her iki taraftan da on binlerce kişi öldürüldü. 

Tahrip edilen freskler, Foto: I.Athanasiadis
18.yy'da, insanı resmetmenin günah olduğuna inanan Müslüman fanatikler, Sümela'nın ikonalarını ve fresklerini tahrip etmişler.
Pazar günü ayini konusunda hem Türk hükümetini hem de Patriklik yetkililerini endişelendiren asıl konu da bu kanlı geçmiş. Bu durum Hellen kültürünün Kapadokya’daki diğer merkezlerinden barışçıl bir şekilde çıkartılmasından hayli farklı. Binlerce polis ve özel askeri birlik devriye araçlarıyla ve silahlı araçlarla manastırın etrafında güvenlik bölgesi oluşturarak asfalt ve toprak yolları kontrol altında tutuyorlardı.

Komplo teorileri ve aşırı milliyetçilik 

Geçmişte yaşananların ve tarihin verdiği ağırlık göz önüne alındığında bu ayinin gerçekleşmiş olması bile şaşırtıcıydı aslında. Bu organizasyonun gerçekleştirilmesinden önce gerçekleştirilen bir dizi eylem de ayinin engellenmesine yetmedi. Ayinden üç gün önce Selanik’te bulunan Türk konsolosluğunun avlusunda üç Molotof kokteyli patlamıştı. Türk gazetelerinden biri Yunanistanlı bir aşırı milliyetçi grubun Yunanistan’ın kuzeyinde bir Müslüman mezarlığına aşağılamak amacıyla saldırılarda bulunduğunu yazdı. Trabzon yakınlarında bir şehirde ise polis Facebook’ta seremoninin engellenmesi için bir grup oluşturan üç milliyetçiyi, olay çıkmasını engellemek için ayinden önce göz altına aldı. 

Aşırı milliyetçi Yeni Çağ gazetesinde yazılar yazan Arslan Bulut, AK Parti’nin "Hıristiyanlığı yeniden canlandırmayı" amaçlayan gizli planları desteklediğini yazdı. Bulut, hükümeti, eskiden Hıristiyanlar tarafından kullanılan kiliselerde ayin yapılmasına izin vermekle suçlarken Vatikan ile dinler arası diyalog kurulmasını desteklemekle itham ediyordu. Bulut’a göre böylesi etkinliklere izin veriliyorsa, daha önce kilise olan ancak sonrasında camiye dönüştürülen İstanbul’daki Aya Sofya gibi artık müze olarak kullanılan yerlerde de Müslümanların İslami merasimler yapmasına izin verilmesi gerekiyor.

Foto, I, Athanasiadis
Fener Rum Patriği I. Bartholomeus, "Bugün Bakire Meryem'in gözyaşları kurudu" diyordu, Türkçe ve Yunanca yaptığı konuşmasında…
Bu ayinin gerçekleştirilmesine karşı çıkanlar ayinin zamanlamasına dikkat çekerek başka nedenler de oraya attılar. Bu görüşte olanlara göre 15 Ağustos, Bakire Meryem Bayramı, yalnızca Trabzon’un 1461 yılında Osmanlılar tarafından fethinin tarihi değil, 1984 yılında PKK’nın ilk saldırısının da tarihiydi. Böyle düşünenlere göre bu tarihin seçilmesinin arkasında da gizli amaçlar vardı. 

Tahrip edilmiş aziz figürleri ve kurumuş gözyaşları 

Ayinin yapıldığı gün yüzlerce hacı, M.S. 386 yılında Atinalı keşişler Barnabas ve Sofronios’un aşağı indikleri aynı dik dağ yollarından tırmandılar. Kilisenin gelenekselleşmiş hikâyelerine göre Barnabas ve Sofronios yolda mucizevi Sümela ikonunu bulmuşlardı. Beyaz kıyafetli, siyah ve mor renkli başlıklarıyla rahipler Patrik Bartholomeos’un etrafında ilahiler seslendiriyorlar. 

Ancak, geçmişin günümüzü nasıl gölgede bıraktığını ortaya koyan işaretler de var. Yüzleri tamamen kazınmış, gözleri oyulmuş düzinelerce Rum Ortodoks azizinin manastırın duvarlarına resmedilmiş figürleri papazların hareketlerini tekrar ediyor gibi. Bu figürler 18. Yüzyılda yaşamış fundamentalist Türkler tarafından tahrip edilmiş. Figürleri tahrip eden bu kişilerin inancına göre insanı herhangi bir şekilde resmetmek, günahtı. 

Patrik Bartholomeos, foto I.Athanasiadis
Ekümenik Patrik Bartholomeos'un neredeyse 90 yıldır bir sessizlik içinde bekleyen mekâna taş merdivenlerden inerkenki "Axios! Axios" ("Yücelerin yücesi! ") nidaları amfi tiyatro şeklindeki manastırda yankılanıyordu.
Bartholomeos, hem Rumca hem de Türkçe yaptığı konuşmasında "Bugün, Bakire Meryem’in gözyaşları kurudu" diyordu. Florida’nın Clearwater şehrinden Sümela'daki bu etkinlik için gelen peder Dorotheos Tzevelekas, "88 yıl boyunca hiçbir ayinin gerçekleştirilmediği bu yerde, kutsal bir mistik olay gerçekleşti. Bu, halkları birbirine daha da yaklaştıran, beklenmedik diplomatik bir başarıdır," ifadelerini kullandı. 

Ülkenin diğer yerlerinde bulunan Rum Ortodoks ve Ermeni kiliselerinde gerçekleştirilen dini ayinlerde olduğu gibi bu ayin de şimdi her yıl düzenli olarak gerçekleştirilen bir etkinliğe dönüşebilir.

Çoşkulu bir şekilde dans eden Türkler ve Rumlar 

Ayinin yapıldığı günün arifesinde, yakın köylerde bulunan Pontus Rumları ve Yunanistan ile Rusya’dan gelenler bir otelde birlikte dans etmek için bir araya geldiler. Lyra çalan yerli Müslüman Pontus müzisyenlerinin çaldığı şarkılar eşliğinde birlikte dans ettiler. Başlangıçta yavaş ve basit figürlü danslar edilirken zaman geçtikçe karmaşıklaşan ve hızlanan tutkulu danslara geçildi.

Princeton Üniversitesi’nde doktorasını hazırlayan Rum müzisyen Nikos Mihailidis birbirlerine yaklaşan ve sohbete dalan iki tarafı seyrederken, "Çok yakın bir geçmişe kadar bölgede yaşayan Pontus Rumlarının varlığından tamamen habersiz olanlar, Müslüman olmayan kişilerin aynı diyalektle aynı şarkıları söylediğini fark edince şaşkınlığa uğradılar. 

Bu da, geçen on beş yılda her şeyin biraz daha açık bir hale gelmesi, yolların yapılması ve dış dünyayla iletişimin sağlanması sayesinde oldu" diyordu. 
Gerçekten de, Türkiye kendi bünyesindeki gayrimüslim kültürel mirası keşfetmeye başladı ve yavaş daha iyi bir geleceğin koşullarını hazırlıyor...

Iason Athanasiadis 

Δεν υπάρχουν σχόλια:

Δημοσίευση σχολίου